Dosya
Kavramlar | Kavramlar ışığında, kimler nereden, nereye niye gidiyor? |
|
|
İslam’da muhacir, “zulüm ve baskılar nedeniyle dinini yaşayamayan ve bunun için mücadele edemeyen, başkaca çaresi kalmadığından Allah için tüm kurulu düzenini ve yakınlarını terk ederek göç eden kişi” olarak tanımlanır.
Muhacir Muhacir, kelime anlamı itibariyle bir yerden başka bir yere göç eden kişidir. Bu, İslam’da bir durum ve statü ifade eden bir kavramdır. İslam kaynaklarından çıkarılabilen tanımı ise “zulüm ve baskılar nedeniyle İslam’ı tamamen yaşayamayan ve bunun için mücadele edemeyen, başkaca çaresi kalmadığından Allah için tüm kurulu düzenini ve yakınlarını terk ederek göç eden kişi” olarak belirtilebilir. Kur’an-ı Kerim’in birçok ayeti hicretten bahseder; hicret İslam’ın ilk dönemlerinde de daha önceki peygamberler döneminde de gerçekleşmiştir. Hicret ile ilgili ayetler ve hadisler incelendiğinde hicretin dini sebeplerle gerçekleşmesi esası söz konusudur. Hatta bazı konumlarda yapabilecek bir şeyi kalmayan kişiye hicret edemeyecek kadar zayıf değilse hicret etmesi gerekliliği hatırlatılır. Mekke’de Hz. Muhammed (s.a.s.) ve diğer Müslümanlara yönelik işkenceler, baskılar, ekonomik ve fiziki her türlü tehdit ve ambargolar, açlık, sıkıntı ve zulüm yaşamı tehdit eden bir noktaya geldiğinde, artık ne İslam’ı yaşayacak ne de mücadele edecek bir durum kalmadığında hicret kaçınılmaz olmuştur. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bir gruba, Müslüman olmayan ama kendisi hakkında “Adil Kral” denilen Necaşi’nin ülkesi Habeşistan’a hicret etmesini söyledi. Diğer Müslümanlar ise Medine’ye hicret ettiler. Muhacirler mallarını, yakınlarını, yaşadıkları toprakları Allah için terk ederken, gittikleri yabancı ülkelerde yabancılıklarından dolayı çektikleri zorluklar, mahrumiyetler yanında, müşriklerin onları yok etmek için gösterdiği faaliyetler son bulmuyordu. Burada akrabalarından, eşinden, kardeşinden, evinden, toprağından ayrılmanın ve zorlu yolculuğun insan için ne kadar ağır olduğu düşünülürse; Allah için hicret edene vermeyi Allah’ın vaat ettiği ödül iyi anlaşılacaktır. Bir diğer dikkat çekici husus; hicret eden Muhacirler ile onlara kucak açan Medine halkı, yani Ensar arasında oluşan kardeşliktir. O günden bugüne bu kardeşliği İslam üzere olan halklar halen yaşatmaktadır. Kardeşlerini geride bırakanlar vardıkları Medine’de kardeş gibi kardeşler bulmuşlardır ki onlar her şeylerini Mekke’den gelen kardeşleriyle cömertçe paylaşmıştı. Enfal Suresi 72-74. ayetlerde “İman edip de hicret edenler, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp yardım edenler var ya, işte onların bir kısmı diğer bir kısmının velileridirler (malda da birbirlerine varistirler). İman edip de hicret etmeyenler ise, onlar hicret edinceye kadar size onların mirasından hiçbir şey yoktur (siz onlara varis olamazsınız). (Bununla beraber) eğer onlar din hususunda sizden yardım isterlerse, sizinle aralarında sözleşme bulunan bir kavim aleyhine olmaksızın (o Müslümanlara) yardım etmek üzerinize borçtur. Allah yapacaklarınızı hakkıyla görmektedir. Kafir olanların da bir kısmı bir kısmının yardımcılarıdır. Eğer siz onu (Allah’ın emirlerini) yerine getirmezseniz yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesad olur. İman edip de Allah yolunda hicret ve cihad edenler; (muhacirleri) barındıran ve yardım edenler var ya, işte gerçek mü’minler onlardır. Onlar için mağfiret ve bol rızık vardır.” buyrulmaktadır. Hicret, baskı ve zulümler nedeniyle İslam’ı tamamen yaşayamayacak durumda olup bunun için mücadele verilemeyecek safhada bir çıkış yoludur. Nisa Suresi 97-100. ayetlerde Allah-u Teala şöyle buyurur: “Kendilerine yazık eden kimselere melekler, canlarını alırken: “Ne işte idiniz?” dediler. Bunlar: “Biz yeryüzünde çaresizdik” diye cevap verdiler. Melekler de: “Allah’ın yeri geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya!” dediler. İşte onların barınağı cehennemdir: Orası ne kötü bir gidiş yeridir. Erkekler, kadınlar ve çocuklardan (gerçekten) aciz olup hiçbir çareye gücü yetmeyenler, hiçbir yol bulamayanlar müstesnadır. İşte bunları, umulur ki Allah affeder. Allah affedici, bağışlayıcıdır. Allah yolunda hicret eden kimse, gidecek çok yer ve bolluk bulur. Kim Allah ve Resulü uğrunda hicret ederek evinden çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse artık onun mükafaatı Allah’a düşer. Allah da çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” Muhacir için hicret, bir kaçış değil, İslam için tekrar güçlenme ve geri dönüş için kaçınılmaz bir evredir. Dini gerekçelerle, daha doğrusu Allah için, inanan insanın Allah’ın emirlerini yerine getirmesi ve İslamı yaşaması için bir mücadele metodudur. Bu nedenledir ki Allah için yuvasını, yurdunu, sevdiklerini, malını terk edenler aynı zamanda güzel mükafatlarla ödüllendirilmekle müjdelenmektedir. Ayrıca Allah için hicret edene yapılacak yardım ve gösterilecek kardeşliğin de mükafatı Kur’an-ı Kerim’de müjdelenmiştir. Kur’an-ı Kerim’de hicret edenlerle ilgili ayetlerden bazıları şunlardır: “Bunun üzerine Rableri, onların dualarını kabul etti. Dedi ki; Ben, erkek olsun kadın olsun -ki hep birbirinizdensiniz- içinizden, çalışan hiçbir kimsenin yaptığını boşa çıkarmayacağım. Onlar ki, hicret ettiler, yurtlarından çıkarıldılar, benim yolumda eziyete uğradılar, çarpıştılar ve öldürüldüler; and olsun, ben de onların kötülüklerini örteceğim ve onları içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Bu mükafat, Allah tarafındandır. Allah, mükafaatın en güzeli kendi nezdinde olandır.” “İman edip de hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler rütbe bakımından Allah katında daha üstündürler. Kurtuluşa erenler de işte onlardır.” (Tevbe Suresi, 20. ayet) Nahl Suresi 41. ayet “Zulme uğradıktan sonra Allah yolunda hicret edenlere gelince, onları dünyada güzel bir şekilde yerleştireceğiz. Eğer bilirlerse ahiretin mükafaatı elbette daha büyüktür.” Yukarıdaki ayetlerden de anlaşılacağı gibi, muhacirlikle ilgili statüde esas ölçü İslam’dır. Burada bir Müslüman, muhacire yardım etmek için onun ülke dışında olmasına, ırkına, tabiiyetine veya bir ülke korumasından yararlanıp yararlanmamasına bakmaz. Hicret edebilmek için de hicret edene yardım edebilmek için de Allah’ın rızasını kriter olarak kullanmak yeterlidir. Oysa meri uluslararası hukukta artık sözleşmelerin tanımlarına uyanlara ve bunu ispat edebilenlere haklar ve imkanlar tanınabilmektedir. İslam’daki temel insan haklarının kullar ve kullara ait mekanizmaların dışında Allah tarafından verildiği; öte taraftan mevcut ulusal ve uluslararası mekanizmaların uygulamalarında insanların oluşturduğu yapıların, temel hakları lütfedip siyasi ortamlar uymadığında da hemen ortadan kaldırabildiği veya tanımadığı ortadadır. Mülteciler ve sığınmacılar için de aynı durum geçerlidir. Ancak Irak, Filistin, Çeçenistan, Afganistan gibi birçok ülkeden hicret etmek zorunda kalan muhacirlere 1951 sözleşmesi veya mevcut kanunlar yeterli korumayı sağlamasa da ve hatta mültecilik statüsü vermese de dünya üzerindeki diğer Müslümanlar onlara Ensar olmayı aynı samimiyet ve sıcaklıkla sürdürmektedir. Kanaatimce buradaki kritik nokta “muhacir” ve “mülteci” kavramlarının tanımlarında gizlidir. Birleşmiş Milletler ve Türkiye nezdinde kavramlar ve statüler Mülteci Mülteci, menşei ülkesi dışında bulunan, ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi görüşü sebebiyle zulüm görmekten haklı nedenlerle korku duyan ve ülkesinin korumasından yararlanamayan ya da yararlanmak istemeyen veya zulüm korkusu nedeniyle buraya dönmek istemeyen kişidir. Bu tanım 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme’de yer alan ve uluslararası düzeyde kabul görmüş bir tanımdır. Ancak bu tanım, daha sonra çeşitli bölgesel anlaşmalarla aşağıda görüleceği gibi genişletilmiştir. Ülkesinin korumasından yararlanamayan veya yararlanmak istemeyen mülteci için uluslararası koruma sağlanmaktadır. Bu çerçevede düzenleme getiren 1951 sözleşmesi ve diğer mülteciler için oluşturulan mevzuat, mültecileri güvenlik altına almayı hedefler. Bu çerçevede Sözleşme’ye taraf olan ülkeler ve bunun için kurulmuş mekanizmalar, ayrımcılığa uğramamalarını, din özgürlüklerini, Sözleşme’ye taraf devletlerin sınırlarındaki mahkemelere özgürce erişimlerini, çalışma haklarını, barınma haklarını, eğitim haklarını, kamu yardımı alma haklarını, sınırlar içinde hareket özgürlüğünü, ülkesine geri gönderilmeme garantisini mülteciye taahhüt eder. Yerinde mülteciler Ülkelerini terk ettiklerinde mülteci olmadıkları halde daha sonra gelişen olaylar sebebiyle mülteci haline gelmiş kişilerdir. Mültecilerin zulümden korkmalarının nedeni, menşei ülkelerindeki askeri darbe veya sığınma ülkesinde yapılan siyasi faaliyetler olabilir. Ülkesinde yerinden edilen kişiler Kişilerin kendi ülkeleri içinde istekleri dışında yer değiştirmesi, son dönemlerde dünyada sıklıkla görülen bir durumdur. Söz konusu hareket, doğal veya insanlardan kaynaklanan felaketler, silahlı çatışma veya genel şiddet durumları gibi çok çeşitli sebeplerden kaynaklanabilmektedir. Özellikle silahlı çatışmalar, genel şiddet halleri, insan hakları ihlalleri veya doğal veya insan ürünü felaketlerin etkilerinin sonucu olarak veya bunları engellemek üzere evlerini terk etmek zorunda kalan ve uluslararası anlamda tanınmış bir devlet sınırını geçmemiş kişiler bu tanıma girmektedir. Ülkesinde yerinden edilen kişi ile mülteci arasında temel hukuki farklılıklar vardır. Bu farklılık yerinden edilmelerine veya başka bir deyişle kaçmak zorunda kalmalarına etki eden sebeplerden kaynaklanmamaktadır. Ancak hukuki statü olarak mültecilere tanınan uluslararası kurallara tabi olamayacaklardır. Sığınmacı Mülteci statüsü almaya yönelik başvurusu henüz karara bağlanmamış kişiler için kullanılan bir terimdir. Aynı zamanda henüz başvuru yapmamış veya başvurusu hakkında cevap bekleyen kişiler de sığınmacı olarak tanımlanmaktadırlar. Zulüm veya ciddi tehlike sebebiyle bir devletten kaçan kişilere sığındıkları devlet tarafından sağlanan koruma sığınmadır. Sığınmacı ise muhtemel sığınma ülkesi tarafından sığınma talebi veya başvurusu henüz nihai karara bağlanmamış kişidir. Sığınma hakkı verilen kişiye mülteci denmektedir. Sığınma, sığınmacıya sığınma ülkesi sınırları içerisinde kalma izni ve insani standartlarda muamele görme hakkını verir. Türkiye için ise sığınmacı kavramı 1951 Sözleşmesi’nin coğrafi sınırlama ile onaylanmış olması nedeniyle sözleşme kapsamı dışında kalan ve mülteci konumunda olan kişiler için kullanılır. Göçmen Tamamen ekonomik sebeplerle veya hayatlarını maddi yönden iyileştirme amacıyla kendi ülkelerini terk eden kişiye göçmen denir. Göçmenlerin kabulü için her ülkenin farklı kabul kriterleri bulunmakla beraber, göçmenler mülteciler gibi uluslararası bir koruma alanına da sahip değillerdir. Göçmenler, vatandaşı olduğu ülkenin korumasından yararlanmaya devam eder, göçmen politikalarına bağlı olarak başvuruları kabul veya reddedilebilir. Bu ülkelerin bu anlamda temel bir insan hakkından kaynaklanan sorumlulukları yoktur. Vatansız Hiçbir ülkenin hukuku altında vatandaş olarak kabul edilmeyen kişidir. Dünya üzerindeki göç hareketi sırasında devletlerin kendi hukuk kuralları arasında fiilen bu duruma düşen insanlar için kullanılan bir tanımlamadır. |
| Çözüm önerileri |
| Sempozyum videoları |
| İş Birliği Protokolü |