Ahmet Emin Dağ | İHH üç kıtada mültecilerin yanında |
|
|
Mülteci kampları, çoğu ülkede başlangıçta mağdurların sığınağı olurken, bir süre sonra onların hayatını sınırlayan birer hapishaneye dönüşüyor. Bu kamplar, insanlara barınak sağlamakla birlikte, her türlü güvenlikten yoksun ve özgürlüklerin kısıtlandığı yerlerdir.
Yaşanan her savaş, ardında yüz binlerce mülteci ve mağdur bırakırken, özellikle dünyanın stratejik kuşaklarındaki bu savaşlar, ciddi insan hakları ihlalleri ve yoksulluğu da bir yaşam biçimi haline getiriyor. Kimi bölgelerde bir asrı bulan mülteci trajedisi, insanları üç kuşaktır mülteci kamplarına hapsederken, kimi bölgelerde de bir halkın neredeyse yarıya yakınını evinden uzaklaştırılıp farklı coğrafyalarda hem kendi sorunları hem de yeni gittikleri bölgelerin sorunlarıyla yüzleştirmektedir. Dünyanın en stratejik kuşağı olan Afro-Avrasya bölgesi savaşların, işgallerin ve iç kargaşaların en yoğun yaşandığı coğrafya durumundadır. Bu bölgede, İHH İnsani Yardım Vakfı’nın sürekli insani yardım çalışması yaptığı 11 büyük göç dalgası bulunmaktadır. Bu göçlerin toplamında 30 milyonu aşkın insan yer değiştirmiş vaziyettedir. Kaynak ülkelere göre sıraladığımızda en doğuda Arakan (Myanmar), Doğu Türkistan, Hindistan, Afganistan ve Özbekistan dikkat çekerken, yakın kuşakta Çeçenistan, Irak, Filistin ve Bosna, Afrika kıtasında ise Sudan ve Somali göç hareketleri bakımından en kritik kaynak ülkeler kabul edilmektedir. İHH’nın çalışma yaptığı göç bölgeleri içinde, sayısal karşılaştırma yapıldığında, 6 milyona yakın göçmen sayısıyla Filistin mevcut göç hareketleri içinde en geniş hacimli yeri kaplarken, 6,5 milyon göçmenle Irak ikinci sırada, yaklaşık 4,1 milyon göçmen ile Afganistan üçüncü sırada onu takip etmektedir. Ancak sayısal olarak bu rakamların göç hareketinin toplumda yol açtığı yıkımı anlatmaya tek başına yetmeyeceği açıktır. Sayısal olarak az olmakla birlikte genel nüfus içinde mültecilerin oranının çok yüksek olması, söz konusu toplumda yaşanan travmanın boyutlarını anlamamızı kolaylaştırır. Bu çerçeveden hareketle yapılacak sıralamada, her üç kişiden ikisinin mülteci durumunda bulunduğu Filistin bölgesi ilk sırayı alırken, toplumun üçte birinin göçmen olduğu Çeçenistan ikinci sırada, Arakan ise üçüncü sırada yer almaktadır. Hacim olarak büyük olmakla birlikte geniş nüfusuna oranlandığında Irak’taki mülteci trajedisi dördüncü sırada gelmektedir. Mülteci hareketlerinde kuşkusuz toplumsal yıkım boyutunu ortaya koyan unsurlardan bir tanesi de sorunun zaman aralığıdır. Problem ne kadar uzun vadeye yayılmışsa etkilediği nesiller o kadar artmakta ve mültecilik babadan oğula geçen kötü bir mirasa dönüşmektedir. Bu açıdan bakılınca ne yazık ki Filistinli mülteciler sorunu, İsrail’in kuruluş tarihi esas alındığında, 1948 yılından bu yana devam eden en uzun vadeli mülteci sorunu durumundadır. Bunu Doğu Türkistanlı mültecilerin dramı ve Arakanlı göçmenler izlemektedir. Dünyanın en eski mülteci sorunu ile aynı coğrafyada yer almakla birlikte, Irak mülteci sorunu 2006 yılından bu yana yaşanmış en yeni mülteci dalgasıdır. Önceki mülteci hareketleri genelde zamana yayılan bir profil gösterirken, Irak sorunu çok kısa sürede 6,5 milyon insanı mağdur ettiği için toplumsal sonuçları itibarıyla çok daha sarsıcı olmuştur. Mülteci sorununa yönelik çözümlerin bulunmasında sivil toplum kuruluşlarının önceliğini belirleyecek, onlara yol haritası olarak birtakım veriler sağlayacak temel bilgilerden biri de göç hareketlerinin nedenleridir. Bu açıdan bakıldığında İHH’nın ilgi alanına giren göç hareketlerinin en az yarısını Irak, Afganistan, Filistin ve Çeçenistan’da olduğu gibi yabancı bir ülkenin hukuk dışı saldırısı oluşturuyor. Diğer bir nedeni ise, Somali ve Sudan’da olduğu gibi iç savaşlar oluştururken, bazı bölgelerde savaşın bitmesi üzerinden çok uzun zaman geçtiği halde yeniden imar ve altyapı çalışmalarının yetersizliği sebebiyle -Bosna ve Kosova gibi bölgelerde- göç hareketlerinin devam ettiği görülüyor. Mülteci kampları, çoğu ülkede başlangıçta mağdurların sığınağı olurken, bir süre sonra onların hayatını sınırlayan birer hapishaneye dönüşüyor. Bu kamplar, insanlara barınak sağlamakla birlikte, her türlü güvenlikten yoksun ve özgürlüklerin kısıtlandığı yerlerdir. Buralarda öncelikle can güvenliği, gıda güvenliği ve ahlaki güvenlik tehdit altındadır. Kamplar, her ne kadar bir ülkenin idaresi altında olsa da, detaylarda suç yapılanmalarının rahat çalışmasına imkan verecek şekilde otoriteden yoksundur. Bu ise insanların güvenliğini tehdit etmektedir. Altyapı yoksunluğu insanların tedavi edilebilir hastalıklar sebebiyle hayatına mal olurken, eğitim imkanlarının kısıtlı olması ve ekonomik imkanların bulunmaması, gelecek nesilleri tehdit eden başlıca unsurlardır. Bu kamplardaki olumsuz kısır döngüyü kırmanın en iyi yolu buralarda kalan insanları eğitip meslek sahibi yapmaktan geçmektedir. Ne kadar çok sayıda insan eğitilirse, sorunların o kadar etkili bir şekilde çözüleceği ve bu insanların yetişmiş kalifiye elemanlar olarak kendi toplumlarının sorunlarının çözümünde lider rolü oynayacakları muhakkaktır. Buradan çıkan sonuç, mültecilerin en önemli ihtiyaçlarının can ve gıda güvenliklerinin sağlanması, kamplarda eğitim ve sağlık altyapısının temin edilmesi olduğudur. Bu açıdan bakıldığında İHH’nın yardımlarını iki kategoride değerlendirmek gerekiyor: - Yapısal yardımlar: Mültecileri hayatta tutacak ya da yaşam şartlarını olumlu hale getirecek tüm acil, eğitim, sağlık ve altyapı yardımlarıdır. - Lojistik yardımlar: Mülteci sorununun çözümüne yönelik makro faaliyetlerin tümüdür. Mültecilerin sorunlarına dikkat çekmek amacıyla yapılan basın açıklamalarından onlara yönelik moral motivasyon ziyaretlerine kadar her türlü lojistik çaba bu kategoriye dahildir. Bu çerçevede, İHH olarak yapısal yardımlarımız içine Somali, Darfur, Arakan, Filistin ve Irak gibi bölgelerdeki mülteciler için yapılan acil gıda yardımları, Gazze’de İsrail saldırıları ile yaralanan mültecilere yönelik tedavi desteği, Irak’ta güvenlik el vermediği için tedavi hizmeti göremeyen ülke içi göçmenlere gezici klinik hizmetinin götürülmesi, Ürdün’deki mülteci kamplarında kalan çocuklara mesleki eğitim verilmesi, dul hanımlar için bilgisayar eğitimi verilmesi, Bangladeş’teki Arakan mülteci kamplarında kalan çocuklar için okul kurulması gibi yardımlar; güncel yapısal yardımlarımızdan bazılarıdır. Türkiye içinde kalan Çeçen mültecilere düzenli gıda yardımları ve okul çağındakilere eğitim desteği ile Somali ve Doğu Türkistan bölgelerinden gelen mültecilere yönelik yardımlar ülkemize kadar ulaşmış olan mültecilere yapılan yapısal yardımların bir bölümünü oluşturmaktadır. Lojistik yardımlar çerçevesinde Irak, Filistin, Afganistan ve Darfur’daki mültecilerin sorunlarının Türkiye kamuoyunda gündeme getirilmesi için yapılan medya faaliyetleri, Suriye ve Ürdün’deki mülteci ailelerine yönelik yardım-motivasyon ziyaretleri, mültecilerin yaşamlarını normale döndürmek için yapılan hukuki yardımlar, geri dönüş destekleri ya da mültecilik statüsü için Birleşmiş Milletler nezdindeki girişimlerinde yardımcı olunması bu tür yardımlar içinde değerlendirilebilir. |
| Çözüm önerileri |
| Sempozyum videoları |
| İş Birliği Protokolü |