Av. Bülent Yıldırım | Av. Bülent Yıldırım |
|
|
Mültecilik konusunun, mültecilerin yaşadıkları sorunların ve bu sorunlar için üretilecek çözüm önerilerinin tartışılacağı sempozyumumuza hoş geldiniz. Tarihte olduğu gibi günümüzde de geniş insan kitleleri, ırkı, dini, milliyeti veya belli bir sosyal gruba mensubiyeti gibi nedenlerle yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kalıyor. Bu insanlar “mülteci”,, “ülkesinde yerinden edilen kişi” veya “vatansız” gibi kavramsal statülere tabi tutularak sığındıkları bölgelerde yaşamaya çalışıyorlar.
İçinde bulunduğumuz uluslararası konjonktür, kaçınılmaz olarak mülteci üretiyor. Ancak, yaşadıkları yerleri terk eden ve zaten temel hakları garanti edilemeyen bu insanlar yukarıda bahsettiğimiz kavramsal statü nedeniyle bir kez daha mağdur ediliyorlar. II. Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’da geniş insan kitlelerinin yer değiştirmesi sonucu düzenlenen 1951 Cenevre Mülteci Sözleşmesi’ne göre, “ırkı, dini, belli bir sosyal gruba mensubiyeti gibi nedenlerle yaşadıkları yerleri terk edip farklı bir ülkeye sığınan kişiler” mülteci olarak tanımlanıyor ve ancak “mülteci” olarak tanımlanan kişiler yasal koruma alarak sığındıkları ülkede yaşamlarına devam edebiliyorlar. Ancak günümüz dünyasında, resmi mülteci statüsü alamayan milyonlarca kişi, kendi ülkeleri içerisinde, ara bölgelerde veya sığındıkları ülkelerde gayriinsani şartlarda yaşam mücadelesi veriyorlar. İslam tarihine baktığımızda, İslamiyet’in ilk yıllarında Mekke’ye sığınan muhacirlere Medineli Müslümanların kucak açtığını; muhacirlerin sosyal, hukuki, ekonomik tüm ihtiyaçlarının giderildiğini ve güvenliklerinin emniyet altına alındığını görürüz. Medine örneğinde görüldüğü gibi, İslam geleneği, yaşadıkları yerleri terk edip kendisine sığınan bir fert veya toplumu, kendi toplumunun asli bir unsuru gibi kabul etmiş; yaşadıkları yerleri terk ederek kendisine sığınan herkesi, ister kendi ülkesi içerisinde yer değiştirsin isterse başka bir ülkeye sığınsın, “muhacir” olarak tanımlayıp toplumun asli unsuru olarak değerlendirmiş ve tüm haklarını garanti altına almıştır. İHH İnsani Yardım Vakfı da, yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kalan kişileri “muhacir” olarak değerlendiriyor ve kuruluşunu tetikleyen Bosna Savaşı’ndan bu yana dünyanın farklı bölgesindeki mültecilere destek oluyor. Vakfımız, acil yardım çalışmaları ile mülteci destek çalışmalarına başlar ve muhacirlerin yaşam koşullarının normalleştirilmesi sürecine kadar onlara destek olmaya devam eder. Öncelikli olarak gıda, barınma, sağlık, eğitim ve giysi ihtiyaçları karşılanan muhacirlere yönelik çalışmalarda asıl hedeflenen, muhacirlerin yaşam koşullarının normalleştirilmesi, farklı nedenlerle mağdur olmuş muhacirlerin sorunlarının kamuoyuna yansıtılması ve ilgili makamların çözüme yönelik adım atmalarının teşvik edilmesidir. Nitekim dünya üzerinde mülteciliğe zemin hazırlayan krizler çözülmeden mültecilik sorununun önüne geçilemez. Günümüzde savaş, işgal ve doğal afetler nedeniyle milyonlarca kişi yaşadığı yeri terk etmek zorunda kalıyor. İHH İnsani Yardım Vakfı’nın tespitlerine göre, bugün, Ortadoğu, Uzakdoğu, Doğu Afrika ve Orta Asya ülkelerinde, yaşadıkları bölgelerdeki siyasi krizler nedeniyle ülke içerisinde veya dışarısında yer değiştiren kişilerin sayısı 30 milyonun üzerinde. Yakın geçmişte çevre coğrafyalarda cereyan eden siyasi hareketliliklere baktığımızda, Bosna, Çeçenistan, Kosova, Irak ve Filistin gibi bölgelerde yaşanan savaş ve işgal süreçlerinin milyonlarca mülteci ürettiğini görürüz. 20. yüzyılın son yarısında Kosova, Bosna ve Çeçenistan’da yaşanan savaşlar nedeniyle bu ülkeler büyük göçler verdi. 1948’den bu yana İsrail işgalinden dolayı 5,6 milyon Filistinli yaşadığı yeri terk etmek zorunda kaldı. Ortadoğu’da Filistinlilerin üç kuşaktır yaşadığı mülteci şehirleri oluştu. Irak’ta ABD işgalinden bu yana 2,5 milyon kişi yurt dışına iltica ederken 4 milyon kişi de ülke içerisinde yer değiştirdi. Sudan, Somali, Bangladeş, Sri Lanka, Pakistan ve Afganistan gibi ülkelerde geniş insan kitleleri bir yandan ülke içerisinde yer değiştirdi; bir yandan da sığınma talebinde bulunarak başka ülkelere göç etti. Yerinden edilen bu 30 milyon kişinin yarısından fazlası, yasal mülteci olmadığı için gayriinsani şartlarda yaşıyor. Mülteci konumuna düşmüş kişiler, yetimler, dullar, tüm mağdur kişiler suiistimale açık şartlarda hayat mücadelesi veriyor. Mülteciler, desteklenmedikleri takdirde, organ mafyaları, misyoner kuruluşlar, insan tacirleri gibi gruplar tarafından suiistimal edilebiliyor; uyuşturucu bağımlısı olabiliyor, suç şebekelerine dahil edilebiliyorlar. İHH İnsani Yardım Vakfı, mültecilerin istismarının engellenmesi, yaşam koşullarının normalleştirilmesi, kendilerine yeterli hale gelmeleri, mağduriyetlerine neden olan siyasi durumların çözüme kavuşturulması için kamuoyu oluşturulması yönünde çalışmalarına devam etmektedir. Türkiye’de de mültecilere yönelik çalışmalarda bulunan vakfımız, yurt içindeki mültecilerle ilgili çalışan kurumların koordinasyonunu sağlamanın Türkiye’deki mülteci çalışmaları için faydalı olacağını düşünmektedir. Nitekim, bugün bu sempozyumda BMMYK ve İHH’nın imzalamış olduğu iş birliği anlaşması da bu anlamda oldukça önemlidir. İç savaş, işgal, doğal afet, çatışma, insan hakları ihlalleri gibi nedenlerle her gün yüzlerce kişinin mülteci olduğu dünyamızda; mültecilik sorununun çözümü için yapılması gereken, insanları yaşadıkları yerleri terk etmeye zorlayan koşulların ortadan kaldırılmasıdır. İnsanları sınır kapılarında, ara bölgelerde, sığınılan ülkelerde, iç hukuk ve uluslararası hukuk kurallarından kaynaklanan sorunlarla yüz yüze bırakmak yerine; kriz yaşanan bölgelerde istikrarın sağlanması, bu bölgelerin kalkındırılması, bu bölgelerde insan hayatının ve insan haklarının korunduğu bir ortamın oluşturulması gerekmektedir. *İHH İnsani Yardım Vakfı Genel Başkanı |
| Çözüm önerileri |
| Sempozyum videoları |
| İş Birliği Protokolü |
| Muhacirler |
| Mülteci kimdir? |
| Yerinde mülteciler |
| Sığınmacı kimdir? |
| Göçmen kimdir? |
| Vatansız kimdir? |